Taşındık!!!

Artık yeni bir adresimiz var.

Yazılarımı buradan takip edebilirsiniz.

http://bircadininkaleminden.blogspot.com/

Bir Hayatı Paylaşmak

Her sabah uyandığımda yokluyorum onu dedi kadın. Yüzünde acı bir gülümsemeyle yanında duran adamın göğsüne dokundu. Sonra buruşmuş iki el birbirine değdi. Yüzleri birbirine dönük bir çiftti karşımda oturan. Ölümle dalga geçmek istercesine tebessüm ettiler birbirlerine.

Karşılarında oturan atmışlı yaşlarda başka bir kadın otuz yıllık hayat arkadaşından bahsetmeye devam etti. Seksenlerine merdiven dayamış bir adamı sevmekten hiç vazgeçmediğini söylüyordu. Anlatırken titreyen sesinden anladım yürüdükleri zorlu yolları.

“O “ diyordu. “Yol arkadaşım… “

Neredeyse bütün hikâyeyi dinleyebilecek kadar uzundu yolumuz. Ellerim kalorifere, başım cama dayalı boğazın karanlık sularını izliyordum Kadıköy Beşiktaş vapurunda. Onların gözünde gereksiz kalp kırıklıkları yaşamış hayatın şımarmak için en güzel zamanlarında karanlık sulara bakan karamsar bir duruşum vardı belki de. Oysa hiçbir zaman bilmeyeceklerdi yıllanmış aşklarının bir yabancı tarafından kaleme alındığını.

Yaşanan otuz yılın verdiği gurur ses tonundan hissedilir bir havası vardı yanımda oturan kadının. Her geçen gün ölüme biraz daha yaklaşan kocasının yanında nasıl dimdik kalabildiğini gösteriyordu hikâyesi. Geçirdiği her ameliyatın, beklenen her saniyenin ne kadar önemli olduğunu anlatıyordu karşısındaki yaşlı çifte. Umutların ve sabrın ilişkiyi nasıl canlı tuttuğunu söylüyordu.

Belki bu kadar şeyi ben anlatıyor olsaydım gözlerimden süzülen yaşlara engel olamazdım. Sadece sevgimi değil sahip olduğum gücün önemini vurgulardım her cümlemde. Onu ne kadar çok sevdiğimden öte hayata nasıl tek başıma göğüs gerebildiğim üzerine konuşurdum.

O yaşlı kadınsa kendinden ve aşkından o kadar emindi ki gözlerinden bir damla bile yaş süzülmedi anlatırken. Tüm yaşanan sıkıntıları sakin bir ses tonu ve yüzündeki küçük tebessümle anlattı karşısındaki çifte.

Geçmişle bugün arasında yaşanan hayatları, uğruna ölünesi aşkları, yaşam mücadelesi içinde omzunu dayayabileceğin birilerinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyordu ağzından dökülen her cümle.

Nasıl oluyor da bu kadar sevebiliyordu insan. Vücudundaki tüm gençlik hücreleri yok olmuşken umutları ve hayalleri nasıl bu kadar canlı ve genç kalabiliyordu?

Vapur iskeleye yanaşırken ilk defa acele etmeden kalktım yerimden. Belki duymam gereken bir çok şey kalmıştı ardımda.

Başka yaşamların oluşturduğu bulutlardan kendi yaşamıma doğru süzülürken düşündüm Özveri denen şeyin vücudumun gençliğini ve hızını yitirdiğinde, bir bardağa uzanırken ellerim titremeye başladığında, ona hala eskiden kalma aşkımla bakabilmek olduğunu.

öyle bir şey...

Hala birileri var bence..

İnsan her zaman neşeli olamaz. Her zaman gülemez kahkahalar atarak. Bazen içine kapanır. En derinlerinde tek başına kalır. İstemez aslında bu yalnızlığı. Eşyalarla dolu yaşanmışlık kokan bir evin sadece televizyon sesiyle dolu olması mutlu etmez onu. Sevdiğini arar yanında. Onun için ölmeye hazır olduğunu hissettiği insanı. Tek vücut olabileceği tek varlığı.

Ordadır aslında. Oturduğu kanepenin hemen yanında durur  O da. Hissettiği tüm iniş çıkışları bilir de bazen bilmezlikten gelir. Kendi dünyası vardır. Kendi savaşı.

İşte tam da o zaman yalnızdır insan. Kapıların ardına kadar açıkken bir anda ayaza kapılır; kapanır.

Döner kendine.

İçsel bir sorgulamanın ardından yine bir beden arar ruhuna ve beynine dokunabilen.

Bilmediği iklimlerden bilmediği yollardan geçer.

Her şeyin göründüğünden çok farklı olduğu dünyayı yeniden keşfeder belki.

Durur..

Gözlerindeki yaşlardan başka bir şey yoktur onunla aynı zamanı yaşayan.

Sonra..

Ansızın unutulmuş bir dostun eli uzanır karanlığın içinden. Eski anıları sırtında geliverir kanepenin diğer ucuna.

Zaman durur o anda bıraktığınız yerden devam etmek istercesine.

İzin verirsen eğer küçük bir mutluluk bırakır kalbine. En berbat durumdayken bir anda hatıraların en güzel yerine götürür seni.

Gerçekle hayal arasında geçmişle bugün arasında bir yerde kalakalırsın.

Bakarken geçmişe iç sızısıyla ve hayal ederken geleceği umutla çizginin üstünde olduğun gerçeği acıtmaz canını.

Anın tadını çıkarırsın doya doya.

Ne kanepedeki sevgili acı verir ne de geçmişe bakıp kaybettiklerin.

Gitmediğin Kent Senin kentin Olur Mu?


Bir kentin senin olması demek hala orada yaşıyor olman mı demektir ?

Havasını solumadığın, sokaklarında yürümediğin bir kent hala senin kentin olabilir mi?

Bildiğin kapı sayısı yavaş yavaş azalırken, her gördüğünde tanıdık simalar yaşlanıp göcüp giderken, cocukken oynadıgın sokaklar bir bir isim degiştirirken, eski evinin camlarında bilmediğin kişilerin perdeleri asılıyken sen bu yabancılaşan kente hala benim diyebilir misin ?

Sırf geçmişine olan saygın, geri dönüp gördüğün bu kentte seni mutlu etmeye yeter mi? Zaman geçti diye affedilmez dediğin çocukluk acılarını, gençken yaşadığın düş kırıklıklarını affedebilir misin ?

Artık toprak olmus bir bedeni gözünde canlandirip kokusunu hatırlayabilir hafızanda kayıtlı olan onunla yaşadığın anları bir bir anıp gülümseye bilir misin ?

Ben yapamadım!

Döndüm!

Bakamadım geçmişime içime çeke çeke. Buruşmuş elleri öperken saklayamadım hüznümü. Bildiğim yemekleri bildiğim ellerin yapması bana huzur vermedi eskisi gibi.

İp atlayıp bitlendiğim o sokaklar yabancıydı, yürüdüğüm yolların taşları yenilenmiş, mahalle bakkalım coktan toprak olup gitmişti. Eski evimizin camlarında hiç bilmediğim perdeler asılıydı hiç bilmediğim insanlara ait olan.
Dedem hala yaşıyordu da anlattıkları yabancıydı bana. Okuduğum okulun sıvaları dökülmüş bahçe duvarı yenilenmişti. Parkın yerinde artık kocaman bir bina vardı.

Herşey değişmişti.

Ben değişmiştim.

Kabul edemedim değişimi. Döndüm!

Bana ait olmayan bu şehre bana ait olan gençlik anılarımı geride bırakmanın verdiği rahatlamayla döndüm.
O kentte ben de ayrı bir beni kendi haline bırakarak döndüm. Zamanın ben yokken durduğunu hayal edip döndüm.

Büyüdüğümü kimseye farkettirmeden döndüm..


Rampaların Ustasıyım Gözlerinin Hastasıyım


Mecliste bugunlerde yine bir kıpırdanma var. Türk Ticaret Kanunu değişikliği gündemde.

Yine birilerini canı sıkılmış.

Çok mühim maddeler olduğu su götürmez bir gerçek. Gemi Kazası Tazminatı, Taşınmayan sigorta, Çagdaş yolculuk v.s

Benim ilgimi çeken ve durduk yere bu kasvetli havada gülümsemem neden olan madde ise "Araçların dış yüzeyinin sade bir görüntüye sahip olması"

Pek muhterem kamyon şöförlerinin "aaaa.." dediğini duyar gibiyim. Camdan sarkıtılan ellerinde uzun malbora sigaralarıyla gecesini gündüzünü yollarda geçiren, ailesine olan özlemini aynasına iliştirdiği bir fotografla gideren, kamyonunda çaldığı şarkılarla avunan, ağlayan duygulanan yine de ekmek parası uğruna kar kış demeden yurdu karış karış eden insanların böyle komik bir kanun maddesini ciddiye alacaklarını hiç zannetmiyorum.

Hepimiz vakti zamanında karşılaşmışızdır kentleri birbirine bağlayan yolların birinde. Sessiz bir yolculuğun yüzümüzde bir tebessüme dönüşmesine neden olmuştur yazdıkları sanatsal yazılar.

Sanatsal diyorum. Kimse alınmasın!

Daha bundan bir kaç ay önce bir lojistik firmasının açmış olduğu bir yarışmaydı bu aynı zamanda. Esprili bir uslupla güzel de bir internet sitesi yapmışlardı. Sadece birinci seçilen eser değil beğenilen bir çok yazı kitap olarak yayınlanacaktı. Nitekim yapıldı da. Bu işin sanatsal bir tarafı yok diyenlere işte somut bir örnek!

Kendine ait bir sloganı kendine ait bir araçta yazmak kadar doğal bir şey olmadığını düşünüyorum.
Bir yazarın kitabının ön sayfasına annemin anısına  yazmasıyla, bir şöförün arabasına babasına teşekkür babında " babam sağ olsun" yazması arasındaki tek fark birinin daha entellektüel gözükmesiyse diyecek bir şeyim yok cidden.

Bu kanunun yenilenmesinde ve böyle şakacı bir maddenin eklenmesinde emeği geçen tüm meclis çalışanlarını ayakta alkışlamaktan başka yapılabilecek bir şey göremiyorum.

Bu şakacı büyüklerime daha yaratıcı bir çözüm sunmayı borç bilir; kendilerine aitmiş gibi kullandıkları makam arabalarına "devlet sağolsun" yazmalarının dudak bükmekten daha etkili bir acıtasyon yaratacağını önemle arz ederim.